AFİŞ USTALARI : İbrahim Enez
Samsunlu İbrahim Küçükenez'in yaşamına, ilginç bir anısıyla giriş yapalım. İyi de Enez, Trabzon doğumlu değil mi? O halde nasıl Samsunlu oluyor?

Samsunlu İbrahim Küçükenez'in yaşamına, ilginç bir anısıyla giriş yapalım. İyi de Enez, Trabzon doğumlu değil mi? O halde nasıl Samsunlu oluyor? Enez, dört yaşlarında ailesiyle birlikte Trabzon'dan Samsun'a göç ediyorsa ne yapsın. Çocukluğu, gençliği, lise yaşamı, iş hayatına atılışı, o yörede geçiyorsa, o yörede bilinçleniyorsa, ister istemez Samsun'la özdeşleşiyor demektir.


Şimdi bir anısıyla söze başlayacağımız İbrahim Enez kim? O, film afişlerinde kısaltılmış bir imza, Soyadının uzunluğu nedeniyle ''Küçük'' sözünü atıvermiş, kime ne? Ama o, ''Küçükenez'' değil ''Büyükenez'' gerçekte.


''1953 yılında Samsun Park Sineması'na ''Cehennem Yürüyüşü'' adlı bir yabancı filmin fener afişini yapmıştım. Bu fener-afiş, sinemanın önüne, kurulmuş ''tak''ın üzerine asıldı. Afişlerin üzerindeki kadın resmi bir playboy takviminden alınmıştı. Tak'ın altından gelip geçen herkes, ilgiyle kadına bakıyordu. Halkın büyük ilgisini çekmiş olmalı ki, rakip sinemanın patronu, beni emniyet müdürlüğüne şikayet etmişti. Onlara göre afişteki kadın müstehcendi. Bir baktım ertesi gün benim fener taktan hemen indirilmiş. Nöbetçi mahkemede sorgulanırken hakim karşısında tir tir titriyordum. O günlerde 20 yaşındayım. Sonra bilirkişi tayin edilince, resmin müstehcen olmadığı raporu verildi. Ve ben de beraat ettim.''1933 doğumlu İbrahim Enez, Samsun Ticart Lisesinde okurken, onu ilk kez resim öğretmeni keşfeder. O yıllarda Küçük Enez, jilet gibi birtakım tanıtım reklamları çizmektedir, lise sıralarında. Ama asıl amacı sinema afişleri yapmaktadır. Çocukluk günlerinde izlediği filmlerin büyüsüyle bir sinema tutkunu olmuştur. Gençlik yıllarında ise dönemin ünlü afiş çizerlerinden Firuz Aşkın, Bedri Koraman, Kemal Borteçin, Remzi Türemen ve Cemal Dündar'ın yaptığı Türk film afişlerinin etkisi altındadır. Ve bir süre sonra da Samsun sinemaları için fener afişleri yaparak işe başlar. İbrahim Enez, o işe başladığı ilk çalışma dönemlerini şöyle dile getirir :

 

''Boyama işine başlayabilmemiz için, önce toprak boyaları, kaynattığımız boncuk tutkalıyla karıştırdık. Tutkalla karıştırılmasının nedeni, yağmurlu günlerde bezin üzerindeki boyaların akmasını önlemekti. Sonra da kullanacağımız renkleri ve boyaları elde ederdik. İşte o boyalarla sinemalara büyük fener afişleri yapmaya başlardım. Tüm bu boyama çalışması bez üzerinde şekilleniyordu. Bu çalışmalar sırasında en büyük yardımcım eşim Elçin Küçünez'di. Elçin, Kız Sanat Okulu mezunu olduğu için, dikiş dikmeyi biliyordu. Enez'e karısının onu kıskanıp kıskanmadığı sorulmuş o da ''Eşim hep bana çok destek olmuştur. Beni kıskanmazdı. Onu setlere çok götürdüm. Fenerbahçe’de bir köşkte Sarmaşık Gülleri çekiliyordu. Hülya Koçyiğit, Ediz Hun, Suzan Avcı oynuyordu. Çoluk çocuk gittik sete. Suzan Avcı’nın benimle arası da iyiydi. Rahmetli Semih Sezerli, “Ya abi niye taktın bu milleti peşine bak burada Suzan da var” dedi. Bizim çocuk da gitti Suzan’a “Suzan Abla bana resim ver” dedi. Suzan da “Çocuğum ben babana resim veririm o sana verir” dedi. Çocuk gelip bana, “Baba Suzan Abla sana resim verecekmiş, sen bana vereceksin” deyince gülmeye başladılar. Böyle hoş takılmalar olurdu.'' diye cevap vermiş. Enez 500'e yakın afiş yaptı. Rekor Enez'de. Fakat elinde hiç bir afişi kalmamıştır. Ona nedeni sorulduğunda ''Arşivimi bir depoda tutuyordum. Üst katında bir organizatör vardı. Suyu açık bırakıp gidince bütün gece akan sular alt kata indi ve afişlerim birbirine yapıştı. Açmak artık imkansızdı. Maalesef hepsi atıldı.'' cevabını vermiştir. 1975'te el çalışmalarını yok eden teknoloji sinemaya girmiş oldu. Afişte sanat lezzeti o dönemlerde bitti.