500 afiş yaptı elinde bir tane kalmadı
Sinema afişleri 1975 yılına kadar sanatçının tercihine göre guaj ya da yağlıboya ile yapılıyor, sonra matbaada çoğaltılıyordu. 1975'ten sonra afişte resmin yerini fotoğraf aldı, yeni bir dönem başladı...

Aslında Türk filmleri afiş tarihini izlerseniz, sinema tarihini de izlemiş olursunuz. Bu tarihin izini sürerken; Beyoğlu’ndaki TÜRVAK (Türker İnanoğlu Vakfı) Sinema-Tiyatro Müzesi ve Sanat Kitaplığı’nda İbrahim Enez’le buluştum. Asıl adı İbrahim Küçükenez. “Sanat yaşamımda soyadımı Enez olarak kullanıyorum” diyor. 79 yaşında.

 

Duvarlarda zamanında yaptığı sinema afişleri sergileniyor. Yılmaz Güney eski dostu. Gözleri yaşarıyor bir anısını anlatırken... “Hala ekmeğimi afişten kazanıyorum” diyor... Türker İnanoğlu, bugüne kadar kalmamış film afişlerini İbrahim Enez’e yaptırıyormuş. Ama bu kez tuval üzerine yağlı boya olarak. Tabii müze için. İbrahim Bey’in tuval üzerine afiş koleksiyonu yapan başka müşterileri de varmış.

 

Ve karşımızda kocaman bir yağlıboya resim: Ayhan Işık, Belgin Doruk, Sadri Alışık, Gülşen Bubikoğlu, Türkan Şoray ve daha niceleri... Türker Bey müze için yaptırmış. Tuvaldeki resim bir sinema tarihi, bir yıldızlar geçidi. Şu sıralar Agah Özgüç, İbrahim Enez’in anılarını yazıyormuş. Biz de anılarını konuştuk...

 

SERAL CUMALI

Bu alanda eğitiminiz var mıydı?

Samsun’da Ticaret Lisesi’nde okudum. Lisede çok iyi bir resim hocam vardı. “Sende ışık görüyorum” derdi. İzmir’e tayini çıkınca yerine gelen hoca bizi ticarete yönelik eğittiği için afiş resmi istedi. Kimimiz jilet reklamı, kimimiz başka reklamlar hazırladık. Ben sinema afişi yapıyordum. Hocam, “Sinema afişi istemiyorum” diyordu ben ısrarla yapınca, hocamla bozuşuyorduk.

 

Samsun’da mesleğe bunu nasıl dönüştürdünüz?

Bir yazlık sinema benimle alakadar oldu. Onlara fener afişi yaptım. 8, 10, 30 metre bezin üzerine boya ile yapılan devasa afiş sinemanın önüne asılırdı. Buna fener afişi denilirdi. Lisede onları yaparak başladım bu işe. O sinema için bir sene para almadan çalıştım. Sinemaya olan tutkumdan yaptım bunu. O yıllarda Bedri Koraman, Firuz Aşkın, Kemal Börteçin, Cemal Dündar ve Remzi Türemen’in çalışmalarından feyz aldım. Bir ara Samsun’dan İstanbul’a Acar Film’e çalıştım.

 

İstanbul’daki film şirketiyle Samsun’dan nasıl bağlantı kurdunuz?

Samsun’da işletme şubeleri vardı. Oradan bağlantı kurdum. Samsun’dan Kemal Film’e de afiş yaptım. Böylece İstanbul’da yerimi hazırladım, sonra kalktım geldim.

 

Burada ilk afişiniz neydi?
Acı Zeytin. Nurettin Çamlıdağ’ın başrolünü oynadığı 61 yapımı bir filmdi. Ayhan Işık- Türkan Şoray’ın bir filmine afiş yaptım sonra. Ardından, Eşref Kolçak’ın Dağlar Bulutlu Efem’ine, Yumurcak Faka Basmaz’ın afişini hazırladım. Fener afişi hazırladım birçok sinemaya. Karım afişin bezlerini dikerdi, ben sabaha kadar resmini yapardım. Çok zor koşullardı. Erman Film, Vurun Kahpe’ye için 10 tane fener afişi ısmarladı. Aynısından 10 tane hazırladık. Elimde fırçayla uyuduğumu biliyorum. Fırça hareket ediyor, gözüm uyuyordu.
 
Kaç tane film afişi yaptınız?

500’e yakın. Rekor benim.

 

Ne boya kullanırdınız?
Fener afişinde toprak boya ile çalışırdık. Kendimiz imal ederdik. Tutkal kullanırdık, yağmurda akmasın diye. Afişleri guaj boya ile yaptım.
 
Güneşe Doğru adlı filmin bir afişi var duvarda; tuval üzerine yapmışsınız... Filmde ne kadar önemli isimler var?

Filmin oyuncusu- dublaj sanatçısı Ferdi Tayfur’u bugün kimse tanımıyor. İnternete giriyorsunuz, şimdiki Ferdi Tayfur çıkıyor karşınıza; çok acı. Türk sinemasına hizmet etmiş o Ferdi Tayfur yok. Filmin rejisörü Nazım Hikmet, dekorlarını Abidin Dino yapmış, kardeşi Arif Dino oynamış. Bu filmin afişi yok. Türker İnanoğlu Bey müze için istedi, ben tuval üzerine hayal gücümü kullanarak bir afiş yaptım. Çok değerli ve unutulmuş bir film...

 

Nasıl yapardınız afişleri?

Mesela Yılmaz Güney’in Umut dahil birçok filmine afiş yaptım. 10-15 tane olmuştur. Çalıştığı setlere beni çağırır, filmin hikayesini anlatırdı. Ona göre resimler çekerdik. Sonra bir kağıda çizer; ardından guaj boyayla afişi hazırlarım.

 

“Beni kötü resmetmişsin” diyen oldu mu hiç?

Olmadı. En büyük tenkitçim eşim Elçin oldu. Elçin, “Bak bu olmadı, bunu sil yeniden yap” derdi; onu dinlerdim...

 

Afiş yaptığınız filmlerde rol alan oyuncularla dostluğunuz olur muydu? Nasıl anılarınız var?

Yılmaz Güney’le çok iyi dosttuk. Film şirketi Umut Film’in mali işlerini Abdurrahman Keskiner yapardı. Bir ara ödemeler gecikti. “Yılmaz Abi ödemeler aksıyor” dedim. “Biliyorsun bizim piyasada hep aksar” dedi. Bana biraz gücendi. Bir gün İrfan Atasoy’un yazıhanesinde karşılaştık. “Ya ben sana küstüm” dedi bana. İrfan Atasoy, “Abi üstüne gitme annesini kaybetti” diye hemen araya girdi. Yılmaz Güney beni bir kucakladı size anlatamam. Sanki kendi annesini kaybetmiş gibiydi. Öyleydi dostluğu.

 

Başka neler hatırlıyorsunuz?
Acar Film stüdyosunda Türkan Şoray’ın bir filmi çekiliyordu. Afiş için fotoğraf çekimi yaptırıyordum. Türkan Hanım’a şöyle durun, böyle durun diyordum. Farkına varmadan elinden tutmuşum. Türkan Hanım’ın setlerine de o zaman, beraber olduğu Rüçhan Adlı da gelirdi. Rüçhan Adlı, “Kim o Türkan’ın elini tutan” diye diklenmiş. Çok kıskanç bir adamdı. Kıyamet koptu.
 
Eşiniz sizi kıskanmaz mıydı?
Eşim hep bana çok destek olmuştur. Beni kıskanmazdı. Onu setlere çok götürdüm. Fenerbahçe’de bir köşkte Sarmaşık Gülleri çekiliyordu. Hülya Koçyiğit, Ediz Hun, Suzan Avcı oynuyordu. Çoluk çocuk gittik sete. Suzan Avcı’nın benimle arası da iyiydi. Rahmetli Semih Sezerli, “Ya abi niye taktın bu milleti peşine bak burada Suzan da var” dedi. Bizim çocuk da gitti Suzan’a “Suzan Abla bana resim ver” dedi. Suzan da “Çocuğum ben babana resim veririm o sana verir” dedi. Çocuk gelip bana, “Baba Suzan Abla sana resim verecekmiş, sen bana vereceksin” deyince gülmeye başladılar. Böyle hoş takılmalar olurdu.
 
İyi para kazandınız mı?
Kazandım. Ama hala çalışıyorum. Allah bana sağlık verdikçe çalışmak mecburiyetindeyim.
 
Afişte fotoğrafa ne zaman geçildi?

1975’te el çalışmalarımızı yok eden teknoloji sinemamıza girmiş oldu. Afişte sanat lezzeti o zaman gitti. Emek de gitti. Biz bir afişin üzerinde 10-15 gün çalışıyorduk.

 

Afişte fotoğrafa geçilince işiniz elinizden alınmış oldu. Sonra ne yaptınız?

Ne yapalım, ben de matbaa tesisatı kurdum. O yılları öyle değerlendirdim. Ben piyasaya küstüm, piyasa bana küstü. Şimdi sakin bir hayat yaşıyorum. Resim yapıyorum. Yaptığım Atatürk resimleri birçok resmi kurumda duvarlarda yer alıyor. Eşimle 53 senedir evliyiz. Ben “Beraber ölelim” diyorum. Şimdi çocuklarım bilgisayarla afiş yapıyor. Büyük oğlum Özen filme sinema afişi, küçük oğlum ise reklam afişi yapıyor.

 

Eski afişler çok değerli. Elinizde var mı?

Maalesef bir tane bile yok.

Neden elinizde afiş kalmadı?

Arşivimi bir depoda tutuyordum. Üst katında bir organizatör vardı. Suyu açık bırakıp gidince bütün gece akan sular alt kata indi ve afişlerim birbirine yapıştı. Açmak artık imkansızdı. Maalesef hepsi atıldı.

Şimdi de Türk filmi afişi yaparak para kazandığınızı söylüyorsunuz. Nasıl?

Türker İnanoğlu bana Kanun Namına afişini sipariş verdi. 1952 yapımı, yönetmeni Lütfi Akad. Ayhan Işık, Gülistan Güzey oynar. O afişi çok seviyormuş. Onu, ondan sonra da Evcilik Oyunu, Paramparça, Aç Kurtlar ve Güneşe Doğru’nun afişlerini tuval üzerine yağlıboya yaptım. Horizon Nejdet Arkın’a 50’si siyah- beyaz, 70 afiş yaptım. Sinemayı sevdiğim için ve çocuklarıma yatırım için bunu yapıyorum...

 

(19.02.2012 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır.)