En çok Ekrem Bora’yı çizmeyi severdim
Yeşilçam’ın film afişleri bir zamanlar ressamlar tarafından elle çizilirdi. Yaşayan son afişçilerden biri İbrahim Enez. Özel bir koleksiyon için o afişlere tekrar hayat verdiğini duyunca kapısını çaldık.

Önceki hafta, yeni çıkardığı kitabı ‘Ansiklopedik Türk Filmleri Sözlüğü’ vesilesiyle görüştüğümüz Agâh Özgüç, eski zamanlardan anılarını anlatırken ‘afişçiler’den bahsetmişti. Şimdiki teknolojinin bulunmadığı o zamanlarda afişleri elle çizen belli ressamlar vardı. Sayılarının az olması nedeniyle el üstünde tutulur, örneğin diğer teknik elemanlardan daha fazla ücret alırlardı. 

1970’lerde afişlerde fotoğraf kullanılmaya başlanınca, -karikatürist Bedri Koraman’ı saymazsak- bir avuç afişçi de işlerini kaybedip unutuldu. Bugün halen o zamanlarda yaptığı işi sürdürüp bu işten para kazanan tek kişiyi de Özgüç’ten duymuştuk; İbrahim Enez. Artık afişleri sinema salonları için değil, özel koleksiyonlar için hazırlıyor. Şu sıralarda ‘Horizon International’ adındaki bir film şirketi için eski afişlerini, büyük boy tuvallere yağlıboyayla resmediyor. Tarihi henüz net olmasa da bu tuvaller yakında bir sergiyle karşımıza çıkacak. Orijinal afişleriniyse Türker İnanoğlu Vakfı’nın Beyoğlu’nda kurduğu Sinema Televizyon Müzesi’nde görmek mümkün. 

TAŞRADAKİ YETENEK

Afişçiliğe başlama hikâyesini dinlemek istediğimizde, liseyi bitirene kadar yaşadığı Samsun’a gidiyor... Resme yatkınlığını önce lisedeki resim öğretmeni fark eder. Ticaret lisesinde okuduğu için resim öğretmeni sınıftan ticari reklâm görselleri hazırlamalarını ister. Herkes giyim, gıda gibi alanlardaki ürünlere reklâmlar çizerken Enez sinema afişleri hazırlıyordur. 

Enez’in resim yeteneği ve sinema afişlerine duyduğu ilgi çok geçmeden şehirdeki bir yazlık sinema sahibinin kulağına gider. Bir yıl boyunca ‘beş kuruş almadan’ bu sinema için afişler yapar. Şimdiki sinema afişleri boyutunda değil üstelik; boyu bazen 30 metreyi bulan bezler üzerine çalıştığı afişler… Niyeti sinemanın kalbinin attığı İstanbul’a gitmektir. Samsun’a film gönderen firma aracılığıyla 1961’de bu isteğini gerçekleştirir. 

AFİŞ, FİLMİN DAVETİYESİYDİ 

İstanbul’da işleri beklediğinden çabuk açılır Enez’in. İlk işi, başrol oyuncusu Nurettin Çamlıdağ’ı at üzerinde resmettiği ‘Acı Zeytin’ filminin afişidir. Onu, Ayhan Işık ile Türkân Şoray’ın oynadığı ‘Sevimli Haydut’ filminin afişi takip eder. 

Enez, o zamanlar film afişlerinin insanları filmi izlemeye teşvik eden bir davetiye işlevini gördüğünü, elektronik görüntülerin öne çıktığı günümüzdeyse afişlerin o özelliklerini kaybettiğini söylüyor. “Şimdi afişler olsa ne olur, olmasa ne olur” diyerek… 

1975’te ‘bu işleri’ bırakıp matbaacılığa başlayana kadar 500 filme afiş hazırlar. Her birinin üzerinde 15-20 gün çalışarak... Sinema salonlarının bulunduğu binanın ön cephesine asılan, ‘sinema feneri’ denilen devasa boyuttaki afişlerde toprak boya ve tutkal karışımı kullanırmış. Yağmurda boyaların akmaması için… Daha küçük boyutlardaki afişlerdeyse guaj boya kullanırmış; “Bir filme afiş hazırlarken tamamen özgür bırakıyorlardı. Filmin konusunu dinliyordum, setten fotoğraflar istiyordum, sonra da kafama bir eskiz çizip gösteriyordum. Onlar arasında beğenilmeyen hiç çıkmadı. ‘Tamam, olmuş’ dediklerinde guaj boyayla kâğıda çiziyordum. Sonra da matbaada çoğaltılıyordu.” 

KADINLARI ÇİZMEK ZOR 

“Çizerken zorlandığınız oyuncular olur muydu?” sorusunu, “Kadın oyuncuları çizmek zordu” diyerek yanıtlıyor. Makyajlı, düz, kırışıklıkların olmadığı bir yüze sahip oldukları için… Yine de Türkân Şoray’ı, Filiz Akın’ı ve Hülya Koçyiğit’i başarıyla çizdiğini düşünüyor. Çizmekten en fazla hoşlandığı isimlerse, yüzlerinde, kendi deyimiyle detaylar çok olduğu için Ekrem Bora ve Kadir Savun’muş. 

Enez, çizdiği resimler için tek yardımı eşinden alır; “Eğer eşim ‘Bu afişteki kadının yüzü Hülya Koçyiğit’e benzemiyor’ derse o afişi yeniden çizerdim.” Filmlerde görünmese bile, afişe güzellik ve derinlik katması için bazı simgesel yapıları fonda her fırsatta kullanır. En fazla da Rumeli Hisarı’nı ve Kız Kulesi’ni… 

SIKI DOST YILMAZ GÜNEY 

Setlerde çok vakit geçirmediğini söylüyor Enez. Fakat yine de bazı ünlü oyuncularla arkadaşlık kurma fırsatı bulur. Unutamadığı isim; 15 civarında filminin afişini çizdiği Yılmaz Güney. “Umut Film adında kendi film şirketi vardı. Bizim piyasada o dönemlerde de para ödenmesi konusunda sıkıntılar yaşanırdı. Umut Film’le de bir dönem böyle sıkıntı yaşadım. Yılmaz Güney’i gördüğümde bu durumu anlatım. Biraz huzursuz oldu. ‘Ödemelerini alırsın mutlaka ama biraz aksıyor’ dedi. Daha sonra bir kez daha hatırlattığımda, ‘Sana küstüm’ dedi. Yönetmen İrfan Atasoy vardı orada, Yılmaz Güney’e ‘Abi fazla üstüne gitme, annesi vefat etti’ dedi. Yılmaz Abi de beni sıkıca kucakladı. Sanki kendi annesini kaybetmişti. Çok iyi dosttu.” 

Afiş ressamlığına 1975’te, piyasada işler azalınca nokta koyar Enez. İyi para kazandığını, ailesini geçindirebildiğini söylüyor. İki oğlundan biri, kendi gibi bir film şirketine afişler hazırlıyor. Bilgisayarla tabii… Diğer oğluysa ürün reklâmları için afişler tasarlıyor. Kendi, afişçiliğin ardından, ressamlık duygusunu da tatmin etmek için Atatürk portreleri yapmış uzunca bir süre. Portrelerin halen bazı resmi kurumlarda sergilendiğini söylüyor. Şimdiki niyeti, afişleri yağlıboyayla tuvallere aktarma işini sürdürmek…