Aslında Türk filmleri afiş tarihini izlerseniz, sinema tarihini de izlemiş olursunuz. Bu tarihin izini sürerken; Beyoğlu’ndaki TÜRVAK (Türker İnanoğlu Vakfı) Sinema-Tiyatro Müzesi ve Sanat Kitaplığı’nda İbrahim Enez’le buluştum. Asıl adı İbrahim Küçükenez. “Sanat yaşamımda soyadımı Enez olarak kullanıyorum” diyor. 79 yaşında.
Duvarlarda zamanında yaptığı sinema afişleri sergileniyor. Yılmaz Güney eski dostu. Gözleri yaşarıyor bir anısını anlatırken... “Hala ekmeğimi afişten kazanıyorum” diyor... Türker İnanoğlu, bugüne kadar kalmamış film afişlerini İbrahim Enez’e yaptırıyormuş. Ama bu kez tuval üzerine yağlı boya olarak. Tabii müze için. İbrahim Bey’in tuval üzerine afiş koleksiyonu yapan başka müşterileri de varmış.
Ve karşımızda kocaman bir yağlıboya resim: Ayhan Işık, Belgin Doruk, Sadri Alışık, Gülşen Bubikoğlu, Türkan Şoray ve daha niceleri... Türker Bey müze için yaptırmış. Tuvaldeki resim bir sinema tarihi, bir yıldızlar geçidi. Şu sıralar Agah Özgüç, İbrahim Enez’in anılarını yazıyormuş. Biz de anılarını konuştuk...
SERAL CUMALI
Samsun’da Ticaret Lisesi’nde okudum. Lisede çok iyi bir resim hocam vardı. “Sende ışık görüyorum” derdi. İzmir’e tayini çıkınca yerine gelen hoca bizi ticarete yönelik eğittiği için afiş resmi istedi. Kimimiz jilet reklamı, kimimiz başka reklamlar hazırladık. Ben sinema afişi yapıyordum. Hocam, “Sinema afişi istemiyorum” diyordu ben ısrarla yapınca, hocamla bozuşuyorduk.
Bir yazlık sinema benimle alakadar oldu. Onlara fener afişi yaptım. 8, 10, 30 metre bezin üzerine boya ile yapılan devasa afiş sinemanın önüne asılırdı. Buna fener afişi denilirdi. Lisede onları yaparak başladım bu işe. O sinema için bir sene para almadan çalıştım. Sinemaya olan tutkumdan yaptım bunu. O yıllarda Bedri Koraman, Firuz Aşkın, Kemal Börteçin, Cemal Dündar ve Remzi Türemen’in çalışmalarından feyz aldım. Bir ara Samsun’dan İstanbul’a Acar Film’e çalıştım.
Samsun’da işletme şubeleri vardı. Oradan bağlantı kurdum. Samsun’dan Kemal Film’e de afiş yaptım. Böylece İstanbul’da yerimi hazırladım, sonra kalktım geldim.
500’e yakın. Rekor benim.
Filmin oyuncusu- dublaj sanatçısı Ferdi Tayfur’u bugün kimse tanımıyor. İnternete giriyorsunuz, şimdiki Ferdi Tayfur çıkıyor karşınıza; çok acı. Türk sinemasına hizmet etmiş o Ferdi Tayfur yok. Filmin rejisörü Nazım Hikmet, dekorlarını Abidin Dino yapmış, kardeşi Arif Dino oynamış. Bu filmin afişi yok. Türker İnanoğlu Bey müze için istedi, ben tuval üzerine hayal gücümü kullanarak bir afiş yaptım. Çok değerli ve unutulmuş bir film...
Mesela Yılmaz Güney’in Umut dahil birçok filmine afiş yaptım. 10-15 tane olmuştur. Çalıştığı setlere beni çağırır, filmin hikayesini anlatırdı. Ona göre resimler çekerdik. Sonra bir kağıda çizer; ardından guaj boyayla afişi hazırlarım.
Olmadı. En büyük tenkitçim eşim Elçin oldu. Elçin, “Bak bu olmadı, bunu sil yeniden yap” derdi; onu dinlerdim...
Yılmaz Güney’le çok iyi dosttuk. Film şirketi Umut Film’in mali işlerini Abdurrahman Keskiner yapardı. Bir ara ödemeler gecikti. “Yılmaz Abi ödemeler aksıyor” dedim. “Biliyorsun bizim piyasada hep aksar” dedi. Bana biraz gücendi. Bir gün İrfan Atasoy’un yazıhanesinde karşılaştık. “Ya ben sana küstüm” dedi bana. İrfan Atasoy, “Abi üstüne gitme annesini kaybetti” diye hemen araya girdi. Yılmaz Güney beni bir kucakladı size anlatamam. Sanki kendi annesini kaybetmiş gibiydi. Öyleydi dostluğu.
1975’te el çalışmalarımızı yok eden teknoloji sinemamıza girmiş oldu. Afişte sanat lezzeti o zaman gitti. Emek de gitti. Biz bir afişin üzerinde 10-15 gün çalışıyorduk.
Ne yapalım, ben de matbaa tesisatı kurdum. O yılları öyle değerlendirdim. Ben piyasaya küstüm, piyasa bana küstü. Şimdi sakin bir hayat yaşıyorum. Resim yapıyorum. Yaptığım Atatürk resimleri birçok resmi kurumda duvarlarda yer alıyor. Eşimle 53 senedir evliyiz. Ben “Beraber ölelim” diyorum. Şimdi çocuklarım bilgisayarla afiş yapıyor. Büyük oğlum Özen filme sinema afişi, küçük oğlum ise reklam afişi yapıyor.
Maalesef bir tane bile yok.
Arşivimi bir depoda tutuyordum. Üst katında bir organizatör vardı. Suyu açık bırakıp gidince bütün gece akan sular alt kata indi ve afişlerim birbirine yapıştı. Açmak artık imkansızdı. Maalesef hepsi atıldı.
Türker İnanoğlu bana Kanun Namına afişini sipariş verdi. 1952 yapımı, yönetmeni Lütfi Akad. Ayhan Işık, Gülistan Güzey oynar. O afişi çok seviyormuş. Onu, ondan sonra da Evcilik Oyunu, Paramparça, Aç Kurtlar ve Güneşe Doğru’nun afişlerini tuval üzerine yağlıboya yaptım. Horizon Nejdet Arkın’a 50’si siyah- beyaz, 70 afiş yaptım. Sinemayı sevdiğim için ve çocuklarıma yatırım için bunu yapıyorum...
(19.02.2012 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır.)
